Bedava Web Site Yapımı ve Araçları

Apple IPhone

6/4/2008 -Kategori: Teknoloji

    Yıllar yılı şehir efsanesi haline gelen henüz proje aşamasındayken konuşulan, dilden dile yayılarak reklamı yapılan Iphone sonunda çıktı. Yer yerinden oynadı. Apple telefonu yeniden icat ettiklerini düşünürken tüm dünyada bilmemkaç saniyede 1 tane Iphone satılmaktaydı. Başarılı bir pazarlama stratejisi ve kullanıcıya yönelik birkaç eklenti ile bir ürünün nerelere gelebileceğini gördük. Şimdilik Iphone bizim için tatlı bir rüya olsa da, bu cin fikirli arkadaşlarımız için engel teşkil etmiyor zira meydanlarda versiyonu kırılmış, türk gsm operatörleri için yeniden yapılandırılmış hatta hatta türkçe haline getirilmiş Iphone'lar dolaşıyor. Üstelik alıcıları da tahmin ettiğinizden daha fazla. Ben de bu akıma kendine kaptıran bir arkadaşa sahip olduğumdan dolayı kendimi şansı hissediyorum aksi halde bu yazıyı yazmamın imkanı yoktu. Çünkü Iphone, elinize almadan etkisini anlayamayacağınız bir cihaz. Ama gösterilen ilgiliyi hak ediyor mu? Yoksa çokça söylendiği gibi balon bir icat mı? Basının şişirmesi mi? Acaba gerçekten Apple 5 sene sonrasının telefonunu mu icat etmiş, bakalım.

    Öncelikle şunu bilmekte yarar var. Apple ürünleri ayrıntıda gizli. Bir başka deyişle olağanüstü tasarımında, kullanım rahatlığında. Yani özellik olarak daha iyi bir mp3 çalar ile IPod'u yan yana koyaarsanız, IPodun hafifliğine, sağlamlığına, tasarımındaki muhteşemliğe hayran kalırsınız. Her açıdan Iphone böyle bir cihaz olmuş. Yani şekil olarak kaba saba birşey olsa da, çizilmeyen dokunmatik camı, inceliği ve hafifliği ile size rahatsızlık vermiyor.  Ama herşey tasarım değildir elbet.  Biz burada fotoğraf çekebilen bir telefondan bahsetmiyoruz değil mi? Biz içinde Mac Os X işletim sistemi yüklü bir cep bilgisayarından bahsediyoruz. Eğer bir ürüne yüzlerce dolar sayıyorsanız tasarımdan fazlasını, direk olarak performans beklersiniz.

    Iphone'un çıkış tarihine ve özelliklerine bakacak olursak ilk dikkatimizi wireless çeker. Wireless kısaca kablosuz bağlantı demektir. Artık evimizdeki modemler wireless olacaklar yani wirelessli bir dizüstü bilgisayarınızı salona ya da alt komşunuza götürüp internete bağlanabileceksiniz. Bunun da ötesi eğer kahve içtiğiniz, birşeyler atıştırdığınız cafelerde, restoranlarda wireless bağlantı varsa, buralarda bedava internete girebileceksiniz. İşte Iphone'daki wireless de dizüstündeki ile aynı görevi görüyor. Hızlı bir şekilde internete bağlanmanızı sağlıyor. Hemde aklınızın alamayacağı yerlerden. Hava alanları, cafeler, alışveriş merkezleri gibi yerlerde wireless teknolojisi mevcut. Peki cebinize sığan bir alet ile internete bağlanmanın ne önemi var?

    İşte bu noktada yanlış düşünüyorsunuz. Phone'un en büyük özelliği çoklu dokunmatik ekranı3.5 inchlik bir cihaz var ve bu cihazda bildiğin web sayfalarını görüntülüyoruz. Yazılar küçük, okunmuyor, oysa parmağımızla hafifçe iki kere ekrana vurduğumuzda sitenin büyüdüğünü görüyoruz. İki kere daha vuruyoruz ve ekran biraz daha büyüyor. Yazılar okunmaya başlıyor. Artık siteyi tam ekran görmek istiyorsak iki kere daha tıklamamız yeterli. İşte bu kadar. Iphone içinde Safari web browser ile geliyor ve kenarında kocaman bir Google arama çubuğu barındırıyor. Sitelerde dolaşmak için bu çubuğu kullanmak daha akıllıca çünkü öbür türlü yazmak zor olabiliyor. Yazma demişken, dokunmatik klavyeyi merak edeniniz var mı?

    Aslında çocuk ruhlu biri değilim. Küçükken oyuncaklarımdan çok çabuk sıkıldığımı hatırlıyorum. Ama abartısız Iphone ile tam 2 saat boyunca yazı yazdım. Hayır resmen onunla bir oyuncak gibi oynadım. Herhangi bir yazı yazma yeri açtığınızda mesela not defteri gibi anında ortaya çıkan dokunmatik kalvye ile yazı yazmak o kadar zevkli ki. Üstelik çok da rahat. İnsanın yazdıkça yazası geliyor. Ben en azından yazmayı Iphone'un şarjını bitirdiğimde bırakmıştım ve arkadaşımdan sıkı bir azar yedim tabi.

    Iphone'da artık tüm telefonlarda standart halini alan kameradan bulunduruyor. 2mp olan bu kamera ile fotoğraf çekmek ancak aşırı amatör şeyler hedefliyorsanız pratiklik sağlıyor. Bunun dışında en büyük rakipleri Nokia N95'deki 5mp kameranın eline su dökemez. İlerde tekrar bahsedeceğim üzere herhangi dijital ya da optik zooma sahip değil.

    Müzik olarak ise Apple tecrübesini ortaya koymuş. Ipod'da alışkın olduğunuz müzik kalitesine burda da şahit oluyorsunuz. Hafıza değerleri ise 8gb, 16gb ve son olarak 32gb olduğu için hayli yeterli. Hafızayı artırmanız için bir slot konulmamış. Ayrıca sadece müzik dinlemek istiyosanız uçuş modunu (fly mode) aktif hale getirerek telefon özelliklerini kısıyor ve daha uzun müzik dinleyebiliyorsunuz. Pil durumu ise tamamiyle fiyasko. Hiçbirşey yapmasanız bile Iphon'u hergün şarj etmeniz gerekiyor. Üstelik cihaz bir yılını doldurduğunda iflas ediyor ve yeni batarya almanız gerekiyor gibi yorumlar okudum. Ama çıkalı bir yıl olmadığı için pek kulak asmadım.

    Tüm bunların dışında Iphone'u satış stratejisi olarak bir adım öne geçiren akıllı sensörleri ve çoklu dokunmatik ekranı belkide ürünün tek artısı diyebiliriz. Akıllı sensörleri şöyle ifade edeyim. Mesela bir resim çektiniz ve buna bakıyosunuz. Ekranı yatay konuma getiriseniz resimde yatay konuma geliyor ve anında ekranın şekline göre boyutu değişiyor. Tekrar dikey konuma getirdiğinizde ise eski halini alıyor. Aynı şeyi web sayfalarında dolaşırken ya da film izlerken de yapabiliyosunuz. Çoklu dokunmatik ekran ise daha ilginç. Mesela bir resim çektiniz ve buna bakıyorsunuz. İki parmağınızı resmin üstüne koyup birbirinden ayırdığınız vakit resim büyüyor. Hemde sizin çektiğiniz ölçüde. Resmen bir parmağınızı resmin bir ucuna, diğerini diğer ucuna koyuyorsunuz ve çekiyorsunuz, resim büyüyor. Aynı şekilde resmi küçültüp, yerini değiştirip hızlıca çekmek sureti ile bir yandaki resime atlayabilirsiniz. Bununla da oynamak çok zevkli.

    Buraya kadar Iphone'un güzel özelliklerinden bahsetmeye çalıştım. Ürün gerçekten ilk elinize aldığınızda sizleri büyülüyor. Ama kullanmaya başladıkça acı gerçekleri fark etmeye ve neye o kadar para saydığınızı anlamaya başlıyorsunuz. Bundan sonra yazacaklarımı macdunyasi.com dan kopya çektiğimi belirterek vicdanımı rahatlatıyorum.

1) Cihazda 2mp kamera olmasına karşın sadece fotoğraf çekilebiliyor. Video kaydı, gece çekimi, dijitalde olsa zoom vs. yok.
2) 3G desteği yok. Belki de şu anda en çok tartışılan ve telefonlar için olmazsa olmaz haline gelen, hatta 3.5G versiyonu bile çıkan teknoloji Iphone'da bulunmuyor.
3) Java ve Flash desteği yok. Yani piyasa üzerinde onlarcası bulunan flash uygulamalarını kullanamıyorsunuz. Üstelik birçok web sitesi java desteklediği ve flash animasyonları kullandığı için bu siteleri görüntülemekte zorluk çekiyorsunuz. Cihazın menüleri arasında Youtube butonu var ama o da 10.000 video ile sınırlı.
4) Çıkarılabilir şarj yok. Eğer dediğim gibi cihazın pili bir yıl sonunda ölmeye mahkumsa, bir o kadar daha para verip yeni pil taktırmanız olası.
5) Third Party yazılım desteği yok. Yani artık günümüzde en basit telefona bile onlarca oyun ve program yüklenebiliyorken Iphone bu konuda muhafazakar takılıyor. Cihazın içerisindekiler ile yetineceksiniz.
6) Belki de en önemlisi anlık mesajlaşma desteği yok. Yani msn, skype, yahoo gibi anlık mesajlaşma programlarını kullanamıyoruz.
7) Bluetooth'u var ama sadece kulaklık için kullanılabiliyor.
8) İçerisindeki ofis yazılımları sadece görüntülemekten ibaret. Word dosyasını mesela açıp düzenleyemiyorsunuz. Yani klasik anlamda bir cep bilgisayarı değil.

    Tüm bunların dışında ayrıntılara indiğimizde en basit telefonların bile yapabildiği şeyleri Iphone'da yapamadığımızı görüyoruz. Oldukça kısıtlı bir telefon olmuş. Örneğin titreşimi yok ya da içindeki mp3leri zil sesi olarak atayamıyorsunuz ve benim için en büyük handikap üçüncü parti yazılım yükleyemiyosunuz. Bana kalırsa Apple firmasının hileli bir taktiği bu. Eğer bu denli eşsiz bir tasarıma sahip bir ürüne yukarıda saydığım tüm özellikleri yükleselerdi, bir sonraki Iphone sürümü için ellerinde geliştirebilmek için birşey kalmayacaktı. Oysa şimdi insanlar deli gibi Iphone aldılar ve eminim ki yukarıdaki özellikler ile yeni iphonuda alacaklar. Donanım özelliklerini bir kenara bırakıp işin magazin kısmına bakacak olursak, Apple ürünü piyasaya sunmadan önce dev şirket Cisco ile bir anlaşmazlık yaşamıştır. Çünkü Iphone isim hakkı Cisco tarafından çoktan satın alınmış ve bir ürününde kullanılmıştır (90'lardan beri). Oysa Apple'da aynı isimle bu ürünü piyasaya sürmeden önce Cisco Apple'a dava açacağını haber salmış ve sonra ne olduysa aralarında anlaşmışlar. Sanıyorum Apple daha sonra bizlerden fitil fitil çıkaracağı milyon dolarcıklarını Cisco'ya sunmuş ve ağzını kapatmıştır. Apple'ın bu tarz hamlelerinin olduğunu çok önceden de biliyoruz.

    Sonuç olarak harkulade bir ürün olmasına karşın henüz alınabilir olduğunu düşünmüyorum. Yüksek fiyatı (A.B.D.'de 2 yıllık AT&T anlaşması dolayısıyla ürün yaklaşık 2500$a geliyor) ve eksik özellikleri ile içine telefon etme özelliği katılmış bir mp3 çaları andırıyor. Eğer orda burda internete girmek amacındaysanız sizlere Nokia N serisini ya da illaki Apple ürünü istiyorsanız Ipod Touch'u öneririm. Iphone'un telefon ve kamera özellikleri çıkartılmış mp3 çaları niteliğinde bu ürünün içinde geri kalan herşey Iphonedaki ile aynı. Hatta boyutları ve menüsü bile. Onda da çoklu dokunmatik ekran ve wireless var. Üstelik IPhone'lar ülkemize kaçak geldikleri için her an iptal olma ve bir daha kullanılamama ihtimali de var ve çok yüksek bir olasılık bu. Ürün ülkemize legal olarak kaç dolardan gelir bilmem ama kolay kolay alınabilecek bir fiyat olmayacağı kesin. Öye ya da böyle bu ürünü alanlar ve sevenler mevcutken bana sadece uyarımı yapıp susmak düşer, gerisi sizin bileceğiniz iş. Soru ve görüşlerinizi aşağıya yorum olarak bekliyorum aynı zamanda sizleri de seviyorum...

Yorum (2) Yazı ile ilgili yorum yazınız! Yazı Linki

Facebook Çılgınlığı

20/3/2008 -Kategori: Web Sitesi

    Bir site düşünün, 2004 yılının şubat ayında kurulsun ve aradan geçen 3 senelik süreçte 65 milyondan fazla kullanıcı kazansın, bir anda ilgi odağı olsun, hakkında hemen heryerde haberler çıksın, davalar açılsın tartışılsın vs. Facebook'tan bahsediyorum. Henüz bir facebook hesabınız yoksa acele etmeyin. Yazının devamını bekleyin. Belki buz dağının görünmeyen kısmı o kadar ışıltılı değildir. Hayır, burada klasik gizlilik politikalarından bahsedip sizleri sıkmayacağım. Belki bir parça bahsedebilirim canım, başlıyoruz...

    Eh artık Facebook'un ne olduğunu bilmeyen yoktur. Klasik manada bir arkadaşlık platformu. platform evet. Daha önce yüzlercesi var olan platformlardan biriydi. Peki bir siteyi diğer alternatiflerinden farklı kılan ve hisse değerlerini 8 milyar$ yapan şey nedir? İlk önce bundan başlamakta yarar var. Bir kere yukarıda yanlış bir tabir kullandığımı fark ettim. Facebook asla klasik manada bir arkadaşlık sitesi olmadı. Arkadaşlık siteleri genelde premium hesaplar sunan ve kullanıcıyı kısıtlayan, özünde sadece tanımadığınız kişilerle arkadaş olmanızı sağlayan aslında faydasız yerlerdir. Kullanıcılardan hemen hemen tüm kişisel bilgilerini isterler ve bunu yayınlamaktan çekinmezler. Son olarak ve sanıyorum en önemlisi, klasik arkaşlık sitelerinde hiçbir aklı selim insan kendi adını yazmaz, hep faklı bir nick kullanır.

    Oysa site sahibi Mark Zuckerberg'un ilk başarısı bu olsa gerek. Sahi onun ilk çıkış öyküsü nedir? Harvard Üniversitesi mezunu olan Mark'ın planları arasında globalleşmekten çok üniversiteler arası arkadaşlık platformu kurmak vardı. O başta harvard olmak üzere A.B.D 'deki birçok okulu sisteme dahil etmişti ve dışarıdan kullanıcı kabul etmiyordu. İşte sitenin ilk başarısını açıklıyorum sizlere. Facebook'ta kendi adınızı yazmak gibi bir sorumluluğunuz var. Orjinal adınızı yani. Bu hiyerarşi öyle oturmuş ki, insanlar isimlerini ve fotoğraflarını, bilgilerini vermekten çekinmiyor. Ama bunun biz kullanıcılara geri dönüşü, basit bir arama yardımıyla eski görmediğimiz arkadaşlarımıza ulaşma şansı veriyor. Yani Facebook deyince artık espiri konusu olan "ilkokul arkadaşını bulabildiğin site" sloganı tam olmuş diyebiliriz çünkü doğru. 65 milyon kullanıcı arasından illaki birileri sizin arkadaşınızdır.

    İşte sitenin en en en büyük başarılarından biri. Misal facebook'tan karışık tanımadığınız birilerini bulup arkadaşlık başvurusu yaparsanız muhtemelen reddedilirsiniz. Çünkü hiçkimse oraya arkadaş edinmek için gitmez. Arkadaşlarını bulmak için giderler ve muhtemelen aradıklarını bulurlar. Zira sitede 1 milyondan fazla türk kullanıcı var ve bu rakam avrupa'da ilk üçte olmalı.

    Öncelikle çokça bahsi geçen basit sorulardan başlayalım. Facebook tamamiyle ücretsiz. Yani hesap açmak için veyahut bazı özelliklerden faydalanmak için para ödemek zorunda değiliz. Peki bu site nasıl oluyor da haftada milyonlarca$ kazanabiliyor? Cevabı basit, reklamlardan. Facebook en son Google'a adsense ve adwords hizmetlerini kazandıran bölüm şefini işe almış diye bir haber okudum. Reklam hayalleri büyük anlayacağınız. Ayrıca Facebook alexa verilerine göre dünayda en çok ziyaret edilen ilk 10 site arasında yer alıyor. Böyle bir gücü elinde bulunduran bir sitede reklamını yayınlatmayı kim istemezki? Misal ben isterim...

    Facebook'un bir diğer fark ayrattığı nokta ise kullanıcılarına application yapabilme imkanı sunması. Application Türkçe'de uygulama demektir ve bildiğiniz web sitelerden farkı yoktur. Yani bunun anlamı şu. Facebook her kullanıcıya gizli bir profil sayfası verir. Bu sayfa arama motorları tarafından taranamaz ve arkadaşınız olmayan kişiler tarafından ( bu kullanıcıya bağlı, ilerde anlatacağım) gözükemez.  İşte bu  kişisel sayfanıza  Facebook'ta var olan  10.000 den fazla uygulamayı ekleyebilirsiniz. Bu uygulamalar aklınıza gelen herşey olabilir. Oyunlar,  chat programları, eğlenceli uygulamalar vs. Mesela profilinizde analog saat mi göstermek istiyorsunuz? Basit app sayfasına girerek arattırabilir ve uygulamayı ekleyebilirsiniz. Arattıracağınız sayfanın linki http://www.facebook.com/apps.

    İşte Facebook yukarıdaki bu iki avantajı sayesinde geliştikçe gelişirken her zaman olduğu gibi gizlilik savunucuları kendilerini ortaya atıp birbirinden ilginç iddilara vesile oldular. Aslında bu yeni birşey değiş,l, vakti zamanında microsoft'un, Google'ın bu insanlar yüzünden hayli başı yandığı bilinmekte. Facebook ise işi baştan sıkı tutuyor. Öncelikle içinde bulunduğumuz durumu bir kolaçan edelim.

    Facebook az biraz isim yapmaya başladığında Yahoo siteye 1milyar$ teklif etmiş ama yöneticiler tarafından reddedilmişti. O zaman buna gerekçe olarak hiçbir kuruma bağlı kalmak istemediklerini, özgür olmak istediklerini söylemişlerdi. Aradan çok fazla zaman geçmeden sitenin hizzlerenin %1.6 sı microsofta 240milyon$ gibi bir fiyatla sattı. Microsoft bu satın alma işlemine gerekçe olarak Facebook'a yatırım yapmak istediklerini gerekçe gösterirken Facebook birçok kullanıcının antipatisini kazandı ve bazı kullanıcılarını kaybetti. Bu satıştan sonra gizlilik savunucuları iyice celallendi ve Facebook hakkında komplo teorileri üretmeye başladılar. İddiaya göre Microsoft'un tek amacı kişisel bilgilerimize ulaşmak, başka bir deyişle Facebook'un veritabanına girmekti. Önemli olan şey, bunun doğru olup olmadığını asla bilemeyeceğiz.

    Ama dedm ya Facebook çok fazla önem veriyor bu gizlilik işine. Yazının yayınlanmasından bir gün önce yeni gizlilik özellikleri eklenmişti. Bu yazıyı yazma sebebim de bu aslında. Gizlilik çok önemli bir mevzu ve nasıl bir tehlike altında olduğunuzu hayal bile edemezsiniz. Evinde modemi olan herhangi birinin sizin yaşadığınız yer, arkadaşlarınız, telefon numaranız, ev adresiniz, iş yeriniz, nelerden hoşlandığınız ve mail adresiniz gibi bilgilere zahmetsizce ulaştığını hayal edin. Korkunç değil mi? O kişi bir sapık olabilir, bir gün kapınızda bitebilir, sizi mail yoluyla taciz edebilir. Fotoğraflarınız üzerinde oynayıp internette yayınlaaybilir.

    Bunları böyle ballandıra ballandıra anlatmamın sebebi var. Aslında sizin tüm bunların olmaması için yapabileceğiniz şeyler var. İlla diyorsanız ben hesap açıcam, ilk iş sağ üstte yer alan PrivacyLimited Profile yazan yerden ayarlama yapabilirsiniz.

    Şimdi privacy bölümünden başlayalım. Profile bölümünden profil sayfanızı kimlerin görebileceğini, kimlerin fotoğraflarınızı görebileceğiniz filan ayarlayabiliyorsunuz. Bu bölümü All Friend olarak seçmenizi öneririm.

    Privacy bölümünde ikinci bağlantıdayız. Search bağlantısı. Search arama demek. Yani Facebook aramalarında kimler tarafından bulunacağınızı ya da bulunduğunuz vakit hangi bilgilerinizin gözükeceğini buradan belirtiyoruz.
 
    News Feed and Mini-Feed bölümü ise basit olarak şudur. Sizin Facebook'ta yaptığınız hemen herşey arkadaş listenizdeki kişilere haber olarak iletilebilir. İşte buradan hangi aktivitelerinizi iletmek isteyip, hangilerini iletmek istemediğinizi seçiyorsunuz. Kişisel olarak Show time in my mini-feed kutucuğundaki tiki kaldırmanız. Bu tik, sizin yaptığınız eylemlerin ne zaman gerçeleştiğini yazan yer.

    Son olarak Application ayarlar sayfasındayız. Burada sahip olduğumuz applicationları kaldırabilir ya da özelliklerini değiştirebilirsiniz.

    İşte böyle, Facebook dediğimiz hadise aşağı yukarı bundan ibaret. Tabi ki 8 milyar$ değerinde bir siteni ayyuka çıkmamış birçok özelliği mevcut ama onları da siz keşfediverin. Sizlerden kişisel ricam, gerekli olmayan kişisel bilgilerinizi yazmamanız ve yukarıda bahsettiğimi gizlilik ayarlarını eksiksiz yapmanızdır. Bunun dışında Facebook'da güvenle cirit atabilir, eski dostlarınızla hasret giderebilirsiniz. Ama en azından adresinizi, nerede çalıştığınızı, telefonunuzu ve başka yerde görmek istemediğiniz fotoğraflarınızı yayınlamayın, sonra başınız ağrımasın.

Yorum (4) Yazı ile ilgili yorum yazınız! Yazı Linki